Kaynak: Freepik

“Kadınsanız hiçbir hâliniz tam olarak yerini bulmuyor” diyor mesleğinin zorluklarından bahsederken psikolog Ece Önder.

Türkiye’de kadın terapistler ruh sağlığı alanının görünürdeki omurgasını oluştursalar da cinsiyetleri yüzünden zorluklarla karşılaşıyorlar. Travma ve afet alanlarında uzmanlaşan Önder kadınların genç olduklarında “deneyimsiz”, yaş aldıklarında “katı” görüldüklerini, şefkatli davrandıklarında “fazla yumuşak”, mesafeli olduklarında ise “soğuk” bulunduklarını söylüyor.

Klinik psikolog Berçem Göktürk de Önder’e katılıyor. Kadın terapistlerin özellikle gençken danışan veya meslektaşları tarafından “yetersiz” veya “şefkatli ama klinik yeterliliği sorgulanabilir” olarak görülebildiğini söylüyor.

Erkek danışanlarla yaşanan yanlış anlaşılmalar da kadın terapistler için oldukça yaygın bir deneyim. Afet bölgelerinde sık sık çalışan Önder “niyet okuma”ya maruz kaldığını söylüyor:

“Erkek danışanlar tarafından ilginiz romantize edilebiliyor, hatta bazen sınır ihlallerine kadar varabiliyor. Sürekli tetikte olmanız gerekiyor. Ne kadar destek olacağınızı değil, destek olma halinizin nasıl anlaşıldığını hesaplamaya başlıyorsunuz. Bu da işin özünü, yani o insani teması gölgede bırakıyor.”

Psikolog Ece Önder
Kaynak: Kendi arşivi

Önder’in anlattığına göre bazı erkek danışanlar da cinsellik gibi hassas konuları kadın terapistlerle paylaşmaktan kaçınabiliyor. Utanıyorlar ya da “rahatsız ederim” kaygısı taşıyorlar, bu da seansların doğallığını ve derinliğini etkiliyor.

“Bu gibi durumlarda sınır koymak şart ama bunu yaparken bir de ‘kırmadan’ yapmanız gerekiyor” diyor Önder. “Çünkü kültürel olarak, bir kadının ‘hayır’ı bile ‘neden hayır dedi’ diye sorgulanabiliyor.”

Masada yer yok

Hâlâ oldukça eril bir alan olan psikiyatrinin aksine, Türkiye’de psikoterapi alanında birçok kadın çalışıyor. Ancak bu alanın da zorlukları olduğunu söylüyor Önder.

“Sahada çokuz ama masada yokuz”diyor. “Dolayısıyla görünürdeki eşitlik, gerçek bir güç paylaşımını yansıtmıyor.”

İsmini vermek istemeyen bir başka terapist ilk iş deneyiminde patronu tarafından özel bir odaya alınmış, ailesinin maddi durumu ve kendi evlilik planları sorgulanmış.

“Bir oğullarına eş arıyorlarmış,” diye anlatıyor. “Evlenmek gibi bir isteğim olmadığını kibarca açıklamaya çalışmıştım. Mesleğimde akademik olarak yükselmek istediğimi söylediğimde kariyerin hayatta bir şey getirmediği, aile kurmanın çok önemli olduğuna benzer cümleler kurmuştu. Yaşım çok küçüktü, gerçekten neye uğradığımı anlamlandıramamıştım.”

Psikoterapist ve klinik psikolog Serap Altekin

Psikoterapist ve klinik psikolog Serap Altekin, kadın terapistler çocuk bakım görevlerini öncelemeye meyilli oldukları için anneliğin de görünmez bir engel oluşturduğuna dikkat çekiyor. 

“Bu durum kadınları erkeklere kıyasla ister istemez daha geride bırakabiliyor; daha az akademik yayın, daha az çalışma saati, daha az ders saati, daha az danışan, daha az kurumsal eğitim ve daha az kazanç anlamına geliyor. Özellikle bekar annelerin hayatı bu anlamda çok daha zor,” diyor Altekin. 

Kadın terapistlerden ekip içinde krizi yönetmesi, hatta ortamı “yumuşatması” da bekleniyor. “Kimse söylemiyor ama herkes bekliyor,” diyor Önder.

Klinik psikolog Berçem Göktürk
Kaynak: Kendi arşivi

Göktürk de benzer bir tablo çiziyor: “Hem danışanlar hem de meslektaşları kadın terapistlerin daha anlayışlı, ulaşılabilir, destekleyici olmalarını bekliyor. Bu, görünmeyen ama ciddi boyutta bir duygusal emek yükü oluşturuyor. Bu yük hem mesleki sınırları bulanıklaştırabiliyor hem de tükenmişliği artırabiliyor.”

Göktürk, çalışmaların kadın terapistler arasında tükenmişlik oranının daha yüksek olduğunu gösterdiğine dikkat çekiyor ve kadın terapistlerin aynı anda hem profesyonel hem de bakım görevlerini aynı anda taşıdıklarını ekliyor.

“Hem duygusal emek yükü fazla hem de çoğu zaman destek sistemleri eksik,” diyor Göktürk. “Psikologların korunacağı bir alan sağlanmasının toplum ruh sağlığı adına daha önemli ve öncelikli olduğunu düşünüyorum.”

Destek gerekiyor

Ruh sağlığı profesyonellerinin sınırlarını koruması ve mesleklerinin baskılarıyla başa çıkmasının yolu meslektaşlarıyla yaptıkları süpervizyon seanslarında ellerindeki vakaları tartışmaktan geçiyor. Önder, kadınların karşılaştıkları sorunları dile getirebilecekleri cinsiyet bazlı süpervizyonların cinsiyetçilikle mücadelede faysalı olacağını düşünüyor.

“Kadın meslektaşlarla bireysel dayanışmalar oluyor ama bu yapısal bir destek sistemine dönüşmediği sürece eksik kalıyor,” diyor Önder.

İsmini vermek istemeyen terapist ise yıllardır belediyede çalışıyor. Kurumsal olarak süpervizyon taleplerin ya geçiştirildiğini, ya da doğrudan engellendiğini söylüyor.

“Psikologlar olarak süpervizyon talep etmemize rağmen her seferinde geçiştirildik. Kendi maddi imkanlarımızla dışarıdan süpervizyon alıyoruz. Bir ara akran süpervizyonu yapıyorduk. Fakat bir yerden sonra bağlı bulunduğumuz müdür tarafından süpervizyon toplantılarımız engellendi maalesef,” diyor.

Kaynak: Yapay zeka ile oluşturulmuştur (Gemini)

Göktürk’e göre ise kadın terapistler arasında dayanışma eğilimi güçlü ama bu ağlar genelde resmiyete dökülmüyor.

“Kadın terapistlerin yaşadığı taciz vakaları, danışanlarla sınır sorunları ya da kurum içi mobbing gibi konulara özel süpervizyon grupları çok az sayıda” diyor Göktürk.

Altekin’e göre sistematik, erişilebilir ve yaygın destek mekanizmalarının eksikliği, terapistlerde tükenmişlik sendromuna yol açabilecek ciddi bir problem. Göktürk gibi Altekin de resmi destek ağlarının faydalı olacağına inanıyor. 

Önder ise kadın terapistlerin yaşadığı sorunların herkesi ilgilendirdiğine dikkat çekiyor.

“Bu mücadelede sadece kadınların değil, erkeklerin de sorumluluğu var” diyor. “Erkek terapistlerin bu sürecin parçası olması; kadın meslektaşlarını dinlemesi, dayanışması, yük paylaşımına katılması şart. Çünkü bu dönüşüm ancak birlikte mümkün.”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *