Van kırsalında tek avlulu bir ev, aynı çatı altında üç kuşak yaşıyor: Dede Mustafa Harun, eşi Emine Harun, oğulları Ali, gelinleri Şennur ve torunlar.
Bu evde hayatın yıllardır sorgulanmayan bir akışı var: Kararları büyükler verir, küçükler uyar. Kalabalık olmak bir yük değil, bir güven duygusudur.
Ancak bugün, bu evde ilk kez başka bir soru dolaşıyor: Ayrı yaşamak mümkün mü?
Bu soru yalnızca Harun ailesinin iç meselesi değil; Doğu Anadolu’da uzun yıllar boyunca kendiliğinden süregelen geniş aile yapısının neden çözülmeye başladığını gösteren küçük ama güçlü bir işaret.
Psikolojik danışman Ferhat Men, bu tür aile içi gerilimlerin temelinde kuşaklar arasındaki ihtiyaç farkının yattığını söylüyor. 1960-1980 yılları arasında doğan X kuşağının daha kolektif ve birlikte yaşamaya dayalı bir kültür içinde büyüdüğünü, Z kuşağının ise bireyselliği ve kişisel alanı önceleyen bir dünyaya doğduğunu belirten Men, bu iki yaklaşımın aynı ev içinde karşı karşıya geldiğini söylüyor.

Kaynak: @mikslife Instagram hesabı
Sosyal çalışmacı Rengin Uçkan ise dönüşümün yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını, ekonomik ve toplumsal koşulların da bu süreci hızlandırdığını vurguluyor. Eğitim düzeyinin artması, üniversiteye giden genç sayısının çoğalması ve kentle kurulan temasın güçlenmesiyle birlikte aile içi dengeler de değişiyor.
“Eskiden insanlar hayatta kalmaya odaklıydı” diyor Uçkan. “Bugün ise ‘nasıl bir hayat yaşamak istiyorum’ sorusu daha görünür.”
Değişen yaklaşımlar
“Bizim zamanımızda kimse ayrı yaşamazdı,” diyor dede Mustafa Harun. Çocukluğunu anlatırken sesi net.
“Bizim zamanımızda dede, nene, amca, yenge herkes bir aradaydı. Evler ayrılsa bile avlu aynıydı. Kimse ‘ben ayrı yaşayacağım.’ demezdi.”
Ona göre geçmişte hayat daha zordu ama daha düzenliydi.

Kaynak: @mikslife Instagram hesabı
Babaanne Emine çocukluğundan beri kalabalık bir aile içinde yaşamış. Kız çocuğu olduğu için erken yaşta sorumluluk almış, daha az söz hakkına sahip olmuş. Evlendikten sonra da bu durum değişmemiş.
Bugün geliniyle ilişkisini anlatırken ise daha çelişkili bir yerde duruyor.
“Ben gelinime her konuda destek olurum.” dese de genç kuşağın bireysel yaşam isteğine mesafeli.
Kendine ait bir oda
Harun ailesinin evi dört oda, bir salon. Bir oda dede ve nineye, bir oda Ali ve Şennur’a ait. Dört kardeş ise tek bir odayı paylaşıyor. Bu durum, özellikle üniversiteye giden Serkan için giderek daha zorlayıcı hale gelmiş.
Artık yetişkin bir birey olduğunu söyleyen Serkan, kız kardeşleriyle aynı odada uyumanın hem fiziksel hem de psikolojik olarak kendisini rahatsız ettiğini anlatıyor. Ayrı ev isteğini en açık ve net şekilde ifade eden aile üyesi de o.
Evde bir oturma odası ve neredeyse hiç kullanılmayan bir salon da var. Salon, “misafir odası.” olarak ayrılmış durumda. Aile üyeleri zamanın çoğunu odalarında geçiriyor. Balkon ise özellikle gençler için kısa süreli de olsa nefes alınabilen bir kaçış alanı.
Şennur, evdeki iş yükünün büyük kısmını üstlenen kişi. Sabah erken saatlerde kalkıyor; evi havalandırıyor, kahvaltıyı hazırlıyor. Kahvaltı sonrası temizlik başlıyor, ardından öğle ve akşam yemekleri.

Kaynak: @mikslife Instagram hesabı
Yemeklerden sonra el işi, nakış ya da oya yapıyor, misafir gelirse sorumluluk yine onda.
Gençliğinde ayrı bir eve çıkmayı çok istediğini anlatıyor Şennur, kendine ait bir alan, özgürce hareket edebileceği bir hayat hayal etmiş.
Bugün ise kendi çocuğunun ayrı yaşama fikri onu kaygılandırıyor. Ona göre çocuklar ancak evlendiklerinde ayrı bir eve çıkmalı. Evden erken ayrılmanın hem ekonomik hem de toplumsal olarak riskli olduğuna inanıyor Şennur.
Ağır yük
Şennur’un eşi Ali evin geçimini sağlayan kişi. Sabah erkenden dükkanını açıyor, akşama kadar çalışıyor. Serkan’ın ayrı ev talebine sert bir tepki göstermese de evin babasına göre günümüz ekonomik koşulları oğlunun bu isteğine çok da uygun değil.
“Ayrı yaşamak istemesini anlıyorum.” diyor. “Ama bugün bir ev geçindirmek kolay değil. Kira, fatura, hayat pahalı.”
Ali bir yandan oğlunun ihtiyaçlarını anlamaya çalışıyor, diğer yandan yıllardır omuzlarında taşıdığı yükün farkında.
Üniversiteye giden Sueda ve Serkan, yaşıtlarına kıyasla daha kısıtlı bir yaşam sürdüklerini düşünüyor. Sueda ailesinin biraz daha esnek olması gerektiğini söylerken, Serkan daha net konuşuyor.
“Ayrı yaşamak istiyorum,” diyor bir kez daha. “ Ailem bunun kötü bir şey olduğunu düşünüyor ama bence değil. Birlikte yaşamak başka, birbirine saygı duymak başka.”
Liseye giden Suat ise daha içine kapanık, kalabalıktan uzak durmayı tercih ediyor. Ailenin en küçüğü olan 8 yaşındaki Sude ise bu kalabalığın içinde en ayrıcalıklı kişi. Dede ve babaannenin ilgi odağı, evin neşesi. Ve henüz bu düzeni sorgulayacak yaşta değil.
Aile değerleri
Van kırsalındaki bu evde yaşananlar, Türkiye’nin birçok yerinde sessizce yaşanan bir dönüşümün küçük bir yansıması. Bir yanda birlikte yaşamanın güveni, diğer yanda bireysel alan ihtiyacı.
Dede ve babaanne Mustafa ile Emine için bu ev hala “yuva”. Çocukları içinse belki artık sadece geçici bir durak.

Kaynak: @mikslife Instagram hesabı
Geniş ailelerin sonu gelmese de bir şeyler değişiyor.
Psikolog Tuğana Akyürek kuşaklar arası bu dönüşümün derin bir psikolojik yeniden yapılanmaya işaret ettiğini belirtiyor. Geçmiş kuşaklar için aidiyetin güven duygusu yarattığını ifade eden Akyürek, genç kuşaklar için bireysellik ve sınır koyabilmenin hayati önemde olduğunu söylüyor:
“Sağlıklı bir toplumsal yapı, kuşakların birbirini yargılamasıyla değil; anlamaya çalışmasıyla mümkün olabilir.”