Sabah işe yetişmeye çalışan kalabalıklar, ay sonunu getirme hesapları, borçlar, belirsiz yarınlar… Türkiye’de hayat çoğu zaman zorluklarla dolu. Birçok insan sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da yorgun. Bunun en büyük göstergelerinden biri de son yıllarda artan antidepresan kullanımı.
Türkiye Psikiyatri Derneği verilerine göre Türkiye’de 2014 yılında yaklaşık 39 milyon kutu olan antidepresan satışı, on yıl içerisinde 65 milyon kutuya ulaştı. OECD verileri de ülkedeki antidepresan kullanımının 2014’ten bu yana yüzde 60,55 oranında arttığını gösteriyor.
Inside Turkey’e konuşan uzmanlara göre on yıl içinde yaşanan bu artışı sadece psikiyatrik tanıların yaygınlaşmasıyla açıklamak mümkün değil. Psikolog Pelin İnan, artışın temel nedenleri arasında “ekonomik belirsizlik, güvencesiz çalışma koşulları, yalnızlık, sosyal destek ağlarının zayıflaması ve kronik stres” gibi etkenlerin yer aldığını düşünüyor.

Görsel, yapay zeka aracı Gemini ile oluşturuldu
Antidepresanların bazı durumlarda gerekli ve hayat kurtarıcı olabileceğini belirten İnan. “Ancak çoğu zaman altta yatan sosyal ve psikolojik sorunlar çözülmeden tek başına bir ‘iyileşme’ sağlamıyor” diyor.
İnan’a göre terapiye erişimdeki zorluklar, özellikle de yüksek ücretler, antidepresan kullanımının artmasına sebep oluyor.
“Depresyon ve kaygı bozukluklarının tedavisinde en etkili yöntemlerden biri psikoterapi ile ilaç tedavisinin birlikte yürütülmesidir” diyor İnan. “Ancak Türkiye’de psikoterapiye erişim hem ekonomik hem de yapısal nedenlerle sınırlı. Birçok kişi düzenli terapi alma imkanı bulamadığı için daha hızlı ve ulaşılabilir bir çözüm olarak ilaç tedavisine yöneliyor.”
Karşılanamayan ihtiyaçlar
Bitlis’te yaşayan 39 yaşındaki Zeynep Şahin’in antidepresan kullanmaya başlama hikayesi de İnan’ın tespitlerini doğruluyor. Şahin, gelirlerinin ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini söylüyor.
“Çocuklarımın bazı ihtiyaçlarını karşılayamadığımı düşündükçe içimde sürekli bir sıkışma hissi oluştu” diyor. “Zamanla bu düşünceler beni uyutmamaya başladı.”
İhtiyacı olan sosyal desteği alabilse kaygısının ve ilaç kullanım ihtiyacının azalabileceğini düşünen Şahin, “Yaklaşık iki yıldır antidepresan kullanıyorum, ilacı kullanmaya başladıktan sonra uyku düzenim biraz düzeldi ama maddi kaygılar ve sürekli para kazanma zorunluluğu hâlâ hayatımı çok etkiliyor” diyor.
“Önceliğim neredeyse hiç kendim olmadı; ilaç yalnızca günlük hayatı sürdürebilmek için bir araç gibi.”
Gözden kaçan sebepler
İstanbul Nişantaşı Üniversitesi’nden psikiyatri uzmanı Doç. Dr. Alişan Burak Yaşar da giderek kısalan poliklinik görüşme sürelerinin birçok vakada psikoterapi yerine ilaç tedavisinin tercih edilmesine yol açabildiğini belirtiyor.
Yaşar’a göre zaman baskısı altındaki kısa poliklinik görüşmelerinde hekimlerin hastayı uzun süre dinleyip psikoterapi süreçlerine yönlendirmesi her zaman mümkün olmayabiliyor.
“Oysa hafif ve orta şiddetteki birçok durumda kısa psikolojik müdahaleler ve psikoterapi yöntemleri de etkili olabiliyor,” diyor Yaşar. “Ancak konuşma terapilerine erişimdeki yapısal zorluklar ve zaman kısıtlılığı, hastanın yaşadığı sıkıntıya doğrudan farmakolojik bir yanıt verilmesini teşvik edebiliyor.”

Görsel, yapay zeka aracı Gemini ile oluşturuldu
Ailevi sorunlar ve ekonomik zorluklar nedeniyle 2,5 yıl önce eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan 24 yaşındaki Kerem Salih Altay da Bitlis’te yaşıyor. Altay, işe başladıktan sonra maruz kaldığı yoğun mobbingle başa çıkmak için psikolojik destek arayışına girmiş ve 8 ay önce doktor tavsiyesi üzerine antidepresan kullanmaya başlamış.
İlacın temeldeki problemleri çözmediğini düşünen Altay, “Asıl sorun iş koşullarıydı ama çözüm yine benim üzerimden arandı” diyor.
Güvencesizlik ve belirsizlik
Türkiye Psikiyatri Derneği Medya Kurulu Üyesi Prof. Dr. Burhanettin Kaya, son yıllarda antidepresan kullanımında dikkat çekici bir yükseliş yaşandığını söylüyor.
“Günümüzün ekonomik ve toplumsal düzeni birçok insan için ciddi bir güvencesizlik ve belirsizlik yaratıyor” diyor Kaya.
“İnsanlar geleceği öngöremedikleri, sürekli bir belirsizlik içinde yaşadıkları için yoğun kaygı ve umutsuzluk hissedebiliyor. Bu da hem kaygı bozukluklarının hem de depresyonun daha yaygın hale gelmesine zemin hazırlıyor.”
Pandemi ve büyük afetler gibi kolektif travmaların da toplumdaki ruhsal kırılganlığı artırdığına dikkat çeken Kaya’ya göre yaşanan durum yalnızca bireysel dayanıklılıkla ele alınamaz, ruh sağlığı konusunda politikaların güçlendirilmesi elzem.

Van’da yaşayan 45 yaşındaki Kemal Eren ise ailenin tüm sorumluluğunun uzun yıllar boyunca tek başına omuzlamanın yükünü bir süre sonra kaldıramamaya başladığını söylüyor. Bir süre kullanıp ara verdiği antidepresanı bir yıldır yeniden kullanıyor Eren.
“Zamanla insanın içi yoruluyor” diyor. “Kimseye anlatamadıkça bu yük daha da ağırlaşıyor. Çocukların, evin ve sevdiklerimin ihtiyaçlarını karşılarken kendimi hiç göremedim. Eğer gerekli desteği alabilseydim, antidepresan kullanımım bu kadar uzun sürmezdi.”
Halime Erdem