İstanbul’un işlek caddelerinden birinde, dışarıdan sıradan görünen bir düğün salonunun ağır demir kapıları kapanıyor. Dışarıdaki şehrin gürültüsü kesiliyor, yerini içerideki ağır bas seslerine bırakıyor.
DJ kabininin başında şık tesettürü, payetli abiyesi ve dokuz yıllık tecrübesiyle DJ Tuğba Dağlar duruyor. Karşısındaki yüzlerce kadına, geceyi başlatan o kritik manifestoyu okuyor:
“Bütün kimliğinizi, anneliğinizi, iş hayatınızı, eşinizle olan sorunlarınızı şu kapının arkasında bırakın. Burada kimliğimiz yok, burada sadece ‘kadınız’ ve çığlık çığlığa eğleneceğiz!”
Bu komutla birlikte salon, Türkiye’nin sert gerçekliğinden koparılmış, erkeklerin girişinin yasak olduğu geçici bir cumhuriyete dönüşüyor. Işıklar karartılıyor ve çarşaflar çıkarılıyor, feracelerin altından mini etekler, pardösülerin altından en şık gece elbiseleri beliriyor. Burası, DJ Tuğba’nın deyimiyle “erkeksiz hava sahası”.

Kaynak: Meltem Suat
Bir zamanlar Türkiye’de toplumsal yaşamın önemli bir parçası olan “kadınlar matinesi” ekonomik krizin derinleştiği bu günlerde kültürel bir fenomen olarak geri döndü. Ancak bu yükseliş sadece bir eğlence trendi değil. Kamusal alanda kendilerine yer bulamayan, parkların tekinsizliğinden ve kafelerin pahalılığından kaçan kadınlar, penceresiz salonlarda kendi “yeraltı şehirlerini” kuruyor.
Banka müdüründen ev işçisine kadar binlerce kadının katıldığı bu etkinlikler, kitlesel bir terapi seansına ve milyonlarca liralık devasa bir ekonomiye dönüşmüş durumda.
Güvenli alan
Köyden kente büyük göç dalgasının başladığı 1970’ler ve 80’lerde İstanbul’un çeperlerinde oluşan gecekondu mahalleleri kendi kültürünü de yaratmıştı. O dönemde arabesk müzik ve matineler, şehirde tutunmaya çalışan ama köklerini bırakamayan kadınların sığınağıydı.
Bugün darbuka ritimleri ve yüksek tempolu pop şarkıları, o eski arabesk hüznün yerini alsa da işlev aynı: Modern şehir hayatı ile geleneksel değerler arasında sıkışan kadınlar için “meşru” bir delirme alanı yaratmak.
DJ’liğe başlamadan önce ev hanımı olan Dağlar, dokuz yıl önce arkadaş grubuyla birlikte bu etkinlikleri düzenlemeye başlamış.
“Gördüm ki kadınlar, erkeklerin olmadığı, tamamen kadınlara ait bir alan istiyor” diye hatırlıyor eski kadınlar matinelerini. Dağlar’a göre o dönemde mekan çalışanlarının çoğunun erkek olması, kadınların rahat etmesini zorlaştırıyordu. Yeni nesil matinelerde ise çalışanlar kadın ve başka değişiklikler de var.

Kaynak: Meltem Suat
Matinelerle ilgili zaman içinde değişen tek şey müzik tercihleri ve “erkeksizlik” de olmamış, aradan geçen sürede katılımcıların profili de değişmiş. Sektörün deneyimli organizatörlerinden Kahraman Pehlivan, “Eskiden matineleri hafta içi gündüz yapardık, ev hanımları gelirdi. Şimdi hafta sonu akşam yapıyoruz çünkü gelenlerin yüzde 90’ı çalışan kadınlar” diye anlatıyor. “Banka müdürü, üst düzey yönetici, şube müdürü… herkes burada…”
Matineye katılan 34 yaşındaki bankacı Selin K., hafta içi Maslak’ta bir plazada “ofis ortamına uygun” kıyafetleriyle çalışıyor, cumartesi gecesini ise matinede çılgınca dans ederek geçiriyor.
“Ofiste sürekli güçlü, ciddi ve kontrollü olmak zorundayım” diye anlatıyor Selin. Kadınlar erkeklerin bir arada olduğu mekanlarla, kulüplere gittiğinde de bu “kontrol” halinin devam ettiğini söylüyor.
“Sürekli tetikteyim” diyor. “Kim bakıyor, kim ne düşünüyor… Ama buraya geldiğimde o ‘kurumsal kimliği’ vestiyere bırakıyorum. Burada Ankara havası oynarken kimse beni yargılamıyor. Bu benim ‘guilty pleasure’ım (suçlu zevkim).”
Organizatör Pehlivan’a göre artan ilginin bir diğer sebebi de “pavyon merakı”.
Yıllar boyunca erkeklere özgü olan ve kadınların hakkında çok da şey bilmediği pavyon kültürü, son yıllarda yayımlanan belgeseller ve dizilerle çok daha popüler hale geldi.
Pehlivan, kadınların özellikle İnci Taneleri dizisinde gördükleri “pavyon dansını” kadınlar arasında, güvenli bir laboratuvar ortamında deneyimlemek istediklerini söylüyor:
“Biz onlara ‘kadınsız erkek eğlencesini’, yani pavyonu, erkeklerin olmadığı güvenli bir alanda sunuyoruz.”
‘Kurtarılmış bölge’
Klinik psikolog Betül Aydınaydoğdu ise bu tarz etkinliklere yönelik ilginin artmasının arkasındaki sebebin sokaklardaki “tehlike” algısında ve cinsel şiddete dair duyulan endişede gizli olduğunu düşünüyor.
“Kadınlar ancak erkek manipülasyonundan ve bakışından uzaklaştıkları an, gardlarını düşürüyor,” diyor Aydınaydoğdu.
Matine müdavimlerinden 42 yaşındaki ev hanımı Fatma Y. de Aydınaydoğdu’nun bu tespitini doğruluyor.

isimlerinden
Kaynak: Meltem Suat
“Düğüne gitsek, kaynanam orada, eltim orada. ‘Gelin ne kadar oynadı, ne giymiş’ diye laf ederler. Kocam yanımda olsa rahat oynayamam, ‘otur’ der,” diyor Fatma.
“Ama burada özgürüm. Kocam bile buraya ne giydiğimi, nasıl oynadığımı bilmiyor. Burası benim kurtarılmış bölgem.”
DJ Tuğba Dağlar da bu dönüşüme şahitlik ediyor. Eğlenmeye gelen bazı kadınlar içeride çarşaflarını çıkarıyor, feraceyle gelenlerin bazıları geceye mini eteklerle devam ediyor.
“Işıkları özellikle kapatıyoruz” diyor Dağlar. “Kapatıyoruz ki o psikolojik boşalmayı tam yaşasınlar.”
Modern matinelerin kendine has marşları da var. DJ Tuğba, normal bir düğünde “savaş sebebi” sayılabilecek şarkıların, matinede nasıl bir direniş marşına dönüştüğünü gülerek anlatıyor. Örneğin “Kaynanamın adını kuyruklu yılan koydum” sözleriyle öne çıkan “Hap Koydum” şarkısı.

her kesiminden
kadınlar bir araya geliyor
Kaynak: Meltem Suat
“Bunu kayınvalidenin olduğu bir kına gecesinde çalamazsınız” diyor Dağlar. “Ama matinede bu şarkı girdiğinde yer yerinden oynuyor. Kimin kaynanası var, kimin derdi var anlıyorsunuz.”
“Şarkı başladığında hepimiz aynı anda bağırıyoruz” diyor genç katılımcılardan 28 yaşındaki Elif de. “O an sağındaki teyzeyle, solundaki o çok şık giyimli kadınla aynı derdi paylaştığını hissediyorsun. DJ ‘çöküyoruz’ dediğinde hepimiz yere çöküyoruz. Frikik verme derdi yok, taciz derdi yok. Sadece saf eğlence var.”
Psikolog Aydınaydoğdu’ya göre bu anlar, toplumda konuşulması ayıp sayılan cinselliğin ve aile içi sorunların mizah yoluyla dışavurumu.
“Kadınlar cinsel sorunlarını doktorlarıyla bile konuşamazken, burada şarkılarla ve dansla her şeyi dökebiliyorlar” diyor Aydınaydoğdu.
Küçük zevkler
Türkiye’de enflasyon rekor kırarken, matinelerin “kapalı gişe” olması bir ekonomik paradoks gibi görünebilir. Organizatör Kahraman Pehlivan’a göreyse bu, kriz dönemlerinde küçük lükslere yönelimi açıklayan “Ruj Etkisi”nin (Lipstick Effect) canlı bir örneği.
“Aylarca mutfak masrafından, pazardan kısıyorum bu parayı biriktirmek için” diyor üç çocuk annesi 50 yaşındaki Meryem Hanım. “Çünkü evde kalsam deliririm. Buraya gelip 3-4 saat oynamak bana 3 ay yetiyor. Psikoloğa verecek param yok, benim terapim de bu.”
Gecenin sonunda DJ Tuğba Dağlar son şarkıyı çalıp ışıkları açtığındaysa terapi sona eriyor, kurulan geçici kadınlar cumhuriyet dağılıyor. Bankacı Selin topuklu ayakkabılarını değiştirip spor ayakkabılarını giyiyor, ev hanımı Fatma pardösüsünü üzerine çekiyor.
Bu bir özgürleşme devrimi mi? Belki değil. Ancak Aydınaydoğdu’nun da özetlediği gibi bir “hayatta kalma stratejisi”.
“Kadınlar ev, iş, çocuk ve eş üçgeninde sıkışmış durumda” diyor Aydınaydoğdu. “Matine, ‘Ben sadece anne değilim, ben eğlenen bir bireyim’ diyerek kimliklerini hatırladıkları bir kaçış alanı.”