“Ev genci olmak, kendine bile yetemeyen ve ailesine bağlı yaşamak zorunda kalan biri gibi hissettiriyor,” diyor 24 yaşındaki Atlas Ay*, Beşiktaş’ta bir kafede buluştuğumuzda.
Gözlerini önündeki ince belli bardağa dikmiş, omuzları çökük; konuşurken sesi hafifçe titriyor.
“Bu durum çoğu zaman bende depresyon ve öfke yaratıyor, önce kendime, sonra da yaşadığım ülkenin koşullarına karşı.”
Üniversite mezunu Ay, diplomasının iş bulma konusunda eskisi kadar büyük bir avantaj sağlamadığını söylüyor.
“Bugünün Türkiye ekonomisinde hem üniversite mezunu sayısı çok arttı hem de iş havuzu daraldı. Bu yüzden artık üniversiteliler eskisi kadar değerli görülmüyor.”
Ay iş sahibi olmak yerine, ülkenin ev gençlerinin arasına katılmış. Bir an duraksayıp ekliyor:
“Ailemle aynı işi yapsam bile, onların sahip olduklarına sahip olmam artık bir hayalin bile ötesinde.”
Kayıp kuşak
Türkiye’de milyonlarca genç, Ay ile aynı sorundan muzdarip. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) göre dünya genelindeki her beş gençten biri ne işte ne okulda (NEET). Bu oranın dörtte bir olduğu Türkiye’de ise tablo çok daha çarpıcı.

Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri arasında gençlerin eğitim ve istihdam dışında kalma oranında ilk sırada. TÜİK verilerine göre 15–29 yaş arası gençlerin üçte biri yükseköğretim mezunu.
Pandemi sonrası toparlanmanın eşitsizliği, orta sınıfın erimesi ve güvencesiz işlerin artışı, gençlerin eğitimden istihdama geçişini her zamankinden daha zor hale getirdi.
Inside Turkey’e konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi iktisat profesörü Öner Günçavdı’ya göre, bu döngünün merkezinde orta sınıfın zayıflaması ve gelir dağılımındaki adaletsizlik bulunuyor.
“Türkiye’de 2017 sonrası uygulanan büyümeden en çok üst gelir grupları faydalandı, orta ve alt gelir grupları ise neredeyse hiçbir yarar görmedi” diyor Günçavdı. “Bu durum gençlerin işgücü piyasasına katılımını doğrudan etkiliyor ve nesiller arası bir hayal kırıklığı yaratıyor.”

Ekonomi yazarı Barış Soydan da benzer bir noktaya işaret ediyor. Türkiye’de son 20–30 yılda iş gücü büyüse de üretim, düşük ve orta teknolojilerde yoğunlaştı; vasıfsız emek oranıysa yüksek.
“Hizmet sektöründe yaratılan işlerin büyük bölümü özel güvenlik, market çalışanı, motokurye gibi vasıfsız işlerden oluşuyor,” diye açıklıyor Soydan. “Bu da üniversite mezunu gençler için yeterli istihdamın oluşmasını engelliyor.”
Örnek olarak sanayide yaşanan artık mühendis arzını örnek gösteriyor Soydan.
“Sanayide mühendislerden çok, belirli bir mesleki uzmanlığı olmayan veya teknik eğitim gerektirmeyen işlerde çalışacak işçilere ihtiyaç vardı,” diyor. “Bazı sanayi kuruluşları bu tür işçileri ve teknik personeli bulmakta zorlanırken mühendis arzı talebin çok üzerindeydi. Bu da mühendislerin maaşlarının yeterli olmamasına yol açtı.”
Diplomalı ama işsiz
Türkiye’de 2002’de 93 olan üniversite sayısı bugün 208’e çıktı. Ancak bu niceliksel büyüme niteliksel karşılık bulmadı. DİSK’in 2025 raporuna göre 15–24 yaş arası üniversite mezunlarının işsizlik oranı yüzde 25’e yakın. “Her ile bir üniversite” politikasıyla açılan fakültelerin birçoğu hâlâ akademik altyapıdan uzak.
Soydan, “Gençler eğitimini gördükleri alanlarda iş bulamaz oldu ya da teklif edilen ücretler onları motive etmez hale geldi” diyor.
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü mezunu 26 yaşındaki Semra Demir, “Herhalde bende bir eksiklik var diye düşünüyorsunuz” sözleriyle anlatıyor yaşadıklarını. “Çünkü hiçbir yerden aranmıyorsunuz bile.”
Demir, bir süre mezun olduğu İzmir’de iş aramasının ardından ailesinin yanına Kocaeli’ne dönmüş. Günleri birbirine benziyor: sabah kahvesi, bilgisayar oyunu, birkaç mesajlaşma, bazen dışarıda bir yürüyüş.
“Çok büyük beklentilerle okul okudum ama hâlâ sonucunu alamadım. Evde oturan bir gencim işte” diyor. “Dümdüz.”

Sivas’ta gazetecilik mezunu 23 yaşındaki İsmail Güvenç de benzer bir döngüde. Sabah erken kalkıyor, KPSS kitaplarını açıyor ama birkaç sayfa sonra aklı dağılıyor.
“Çabalıyorum ama ne zaman işe yarar bilmiyorum” diyor.
Üniversite boyunca farklı işlerde çalışmış, bu sebepten mezuniyeti de iki yıl gecikmiş Güvenç’in.
“İnşaat, kafe, kurye, pazarlama… hangi işi bulduysam çalıştım” diye anlatıyor. “Ama verdikleri ücret geçimime yetmiyordu.”
Bu durum, mezun olmasının ardından da devam etmiş, yerel bir gazetede teklif edilen maaş, asgari ücretin bile altındaymış.
“İnsanlar çalışmıyor değil” diyor Güvenç. “Ama verdikleri ücretle yaşamak da mümkün değil.”
Evde kalmak, suçlulukla yaşamak
Ankara’da yaşayan 24 yaşındaki Ceren Kesemen, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi İşletme mezunu.
“Ev her zaman benim için güvenli bir alandı,” diyor. “Ama artık ailem ‘Bak arkadaşların çalışıyor’ dedikçe burası bile huzur vermez oldu.”
Üniversite sonrası kısa süreli iş deneyimlerinden sonra iş dünyasından uzaklaşmış.
“Benim için mesele sadece işe girmek değil, o işte insan gibi hissedebilmek,” diyor.
İstanbul’da yaşayan 26 yaşındaki Ekin Yılmaz da benzer bir yılgınlık içinde. Odasındaki pencerenin kenarındaki masada dizüstü bilgisayarı, birkaç not defteri ve bir fincan soğumuş kahveyle oturuyor.
“Gece geç saatlere kadar uyuyamıyorum, sabah geç kalkıyorum. Evde vakit geçiyor ama geçmiyor da,” diyor.
Onun için insana yaraşır iş, sadece maaşla değil, saygı ve güven duygusuyla ölçülüyor.
Ev genci kavramının ötesinde
İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, Türkiye’deki işsiz gençlerin NEET değil “ev genci” kavramıyla daha iyi tasvir edildiğini, bu terimin “toplumsal cinsiyet temelli kırılganlıkları, bakım yükünü ve gençlerin sınırlı yapabilirliklerini görünür kıldığını” söylüyor.

Eğitimin yalnızca akademik başarıya odaklanmasının, işsizliğin yarattığı belirsizlikle birleştiğinde gençlerde kaygı ve umutsuzluğu büyüttüğünü ekliyor Semerci.
“Psikolojik danışmanlık hizmetlerinin, kültür ve sanat etkinliklerine erişimin ücretsiz ve yaygın olması kritik,” diyor. “Ama asıl mesele, gençlerin siyasi süreçlere katılımı ve seslerinin duyulması.”
Ekonomist Enes Özkan, gençlerin umutsuzluğunu bireysel bir mesele değil, “ev yapımı” bir ekonomik krizin sonucu olarak görüyor.
“Türkiye çok uzun süredir kendi yarattığı krizle boğuşuyor,” diyen Özkan’a göre enflasyon, verimsizlik ve kayıt dışılık sadece işsizleri değil, çalışanları da etkiliyor.

(Adam Weinberg)
Türkiye’de çalışanların yarısının asgari ücret civarında maaş aldığını hatırlatıyor Özkan.
“Asgari ücret, bir insanın insanca yaşamasını sağlamalıydı ama artık o işlevini yerine getiremiyor. Üniversite mezunu birine asgari ücret önermek de gençlerin motivasyonunu kırıyor,” diyor ve ekliyor:
“Mevcut yöntemlerle iş gücü piyasamız daralmaya devam edecek. Gençler sadece iş değil, anlam arıyor ama bu sistem onlara bunu sunamıyor.”
Bu haberdeki bazı isimler kişilerin mahremiyetini korumak için değiştirilmiştir