TÜİK verilerine göre 2024 yılında 103 bin 732 Türk vatandaşı yurt dışından Türkiye’ye dönerken, aynı yıl 151 bin 140 Türk vatandaşı yurt dışına göç etti. (Görsel: Envato Elements)
AUTHOR

“Sanki ölmüşüz de sabah yeniden doğacakmışız gibi geliyordu bana,” diyor Kuzey Işık. “Akşam yedide her şey bitiyor, hayat duruyordu.”

Türkiye’den giderken daha hareketli, daha sosyal bir hayat hayal ettiğini anlatan Işık’ın Almanya’daki bir yılı çok da böyle geçmemiş.

“İşten sonra yapacak hiçbir şey yoktu” diye hatırlıyor. “Sokaklarda ne bir ışık ne bir hareket.”

Asıl kırılma gündelik hayatın ritminde ortaya çıkmış. “Dönme sebebim tamamen sosyallikti” diyor Işık.

Işık’ın anlattıkları tekil bir deneyim değil. Türkiye’den yurt dışına gitmek, özellikle son yıllarda birçok gencin gelecek planları arasında yer alıyor. Ancak bir taraftan başka ülkelere gitmek isteyenlerin sayısı artarken öte yandan da geri dönenlerin hikayeleri duyulmaya başlıyor.

Türkiye’den giderken daha hareketli, daha sosyal bir hayat hayal ettiğini anlatan Kuzey Işık’ın Almanya’daki deneyimi çok da böyle geçmemiş.
(Görsel ChatGPT aracılığıyla yapay zeka ile oluşturuldu)

TÜİK verilerine göre 2024 yılında 103 bin 732 Türk vatandaşı yurt dışından Türkiye’ye dönerken, aynı yıl 151 bin 140 Türk vatandaşı yurt dışına göç etti. Hem gidenlerde hem dönenlerde en yoğun hareket 20–29 yaş grubunda gerçekleşiyor.

Inside Turkey’e konuşan Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (TAM) Müdürü Prof. Dr. Didem Danış’a göre gençler Türkiye’den yurt dışına genellikle üç temel motivasyonla gidiyor: ekonomik ve mesleki fırsatlar, daha iyi bir yaşam ve özgürlük beklentisi, bir de geleceğe dair öngörülebilirlik arayışı.

Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü
öğretim üyesi ve
Toplumsal Araştırmalar Merkezi (TAM) Müdürü
Didem Danış
(Kendi arşivinden)

Geriye dönme kararı ise bu motivasyonların basit bir tersine dönüşü değil. Danış’a göre süreç, çoğu zaman bu beklentilerin yeniden tanımlandığı daha karmaşık bir deneyime işaret ediyor.

“Geri dönüş sadece ‘beklenenin karşılanmaması’ değil, aynı zamanda beklentilerin yeniden tanımlandığı bir süreç” diyor Danış.

Bu süreçte en sık karşılaşılan kırılma noktalarından biri ise gündelik hayata dair deneyimler. Yalnızlık, sosyal ilişkilerde mesafe ve entegre olma zorlukları, birçok genç için belirleyici hale geliyor.

Danış, yurt dışına gitmenin aynı zamanda Türkiye ile kurulan ilişkiyi de dönüştürdüğünü söylüyor. Türkiye, bu süreçte bazıları için özellikle aile, sosyal ağlar ve kültürel aşinalık üzerinden yeniden değer kazanabiliyor.

Başarısızlık hikayesi değil

Volkan Özdemir 2012 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra Türkiye’de çalışmaya başlamış.

“Düşük ücret, mobbing, liyakatsizlik… Çalışma hayatında karşılaştığım şeyler beni zaten itmişti,” diye anlatıyor.

Daha iyi bir maaş, daha fazla saygınlık ve mesleki karşılık bulabileceği bir hayat kurma umuduyla 2015’te ABD’nin San Francisco kentine taşınmasının ardındansa planlarının gerçekçi olmadığının farkına varmış.

“Dilimi geliştiririm, iyi bir iş bulurum diye düşünüyordum” diyor. “Hiçbiri olmadı.”

Türkiye’de üç yıl boyunca biriktirdiği parayla gittiğini anlatan Özdemir’in bu birikimi kısa süre içinde tükenmiş.

“Üç yıllık birikimim üç ayda eridi” diyen Özdemir, mesleğini yapamadığı için restoranlarda ve otoparklarda çalışmak zorunda kalmış.

“Orada insanların sana bakışı çok farklı” diye hatırlıyor. “Yaptığın işten bağımsız olarak, kendini aşağıda hissediyorsun.”

“Üç yıllık birikimim üç ayda eridi” diyen Volkan Özdemir, mesleğini yapamadığı için restoranlarda ve otoparklarda çalışmak zorunda kalmış.
(Görsel ChatGPT aracılığıyla yapay zeka ile oluşturuldu)

Yalnızlığın, güvensizlik hissinin ve geçicilik duygusunun da tabloya eklenmesiyle Özdemir geri dönüşü düşünmeye başlamış. Gözlerinin önünde yaşanan silahlı bir kavga ise dönüşü hızlandırmış.

Daha iyi bir hayat kurma umuduyla gittiği ABD’deki yaşamının giderek bir hayatta kalma mücadelesine dönüştüğünü fark ettiğini söylüyor Özdemir.

Türkiye’ye döndüğünde en çok karşılaştığı tepki ise çevresinin şaşkınlığı olmuş. Özdemir buna rağmen yaşadığı deneyimi bir başarısızlık olarak değil, “gitmese içinde kalacak bir deneyim” olarak değerlendiriyor.

31 yaşındaki sanatçı Ela Çetinalp de 6 Şubat 2023’ta yaşanan depremlerin ardından “yeni bir sayfa açma” isteğiyle arkadaşlarıyla birlikte Berlin’e taşınmış.

İlk aylar, şehri keşfetmenin ve yeni ihtimalleri düşünmenin verdiği heyecanla geçmiş ancak zamanla bu deneyim, beklediği gibi ilerlememiş.

Berlin’de sanat üretimi alanlarına erişimeye çalışırken kendini “sonsuz bir sıranın sonuna eklenmiş” gibi hissettiğini söylüyor Çetinalp. Türkiye’de kurduğu düzenin sağladığı hız ve erişilebilirlik, Almanya’dayken yokluğu üzerinden belirginleşmiş.

En zorlayıcı olan ise yalnızlık hissi olmuş.

“Zaten evim gibi hissetmediğim bir yerde olduğum için, yaşadığım zorluklar bana daha ağır gelmeye başladı” diyor genç sanatçı. Berlin’in ev bulma konusundaki dünyaca ünlü zorluğu da bu hissi daha da derinleştirmiş.

Başvurduğu işlerden de geri dönüş alamayan Çetinalp “Artık tutunacak bir şeyim kalmamıştı,” diyor.

Türkiye’ye döndüğünde ilk hissettiği şey ise rahatlama olmuş.

“Ne istediğimi artık daha iyi biliyorum,” diyor. “Üretmek burada benim için daha mümkün.”

Berlin’deki deneyimini anlatan Ela Çetinalp, “Zaten evim gibi hissetmediğim bir yerde olduğum için, yaşadığım zorluklar bana daha ağır gelmeye başladı” diyor.
(Görsel ChatGPT aracılığıyla yapay zeka ile oluşturuldu)

Hiçbir ülke kusursuz değil

Sosyolog Dr. Gülay Türkmen’e göre gençlerin yurt dışına gitme motivasyonlarının başında derinleşen gelecek kaygısı geliyor. Bu kaygı yalnızca ekonomik değil. Ülkenin siyasi ve toplumsal gidişatına dair belirsizlik de bu kararlarda etkili oluyor.

Ancak geri dönüş kararlarını şekillendiren unsurlar yalnızca yalnızlık veya ekonomik endişeler olmuyor. İklim, sosyal hayatın ritmi ve gündelik yaşam pratikleri de bu deneyimi doğrudan etkiliyor. Özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde yaşayan gençlerde karanlık, gün ışığı eksikliği ve daha yavaş akan sosyal hayat önemli bir zorlanma alanı yaratıyor.

Sosyolog Gülay Türkmen (kendi arşivinden)

“Yurtdışına göç eden pek çok kişinin kafasında Türkiye’nin ‘çok kötü’, göç edilen ülkenin ise ‘çok iyi’ zannedildiği oldukça siyah-beyaz bir resim var,” diyen Türkmen, zamanla bu algının kırıldığını belirtiyor.

“Hiçbir ülke aslında pür-i pak bir cennet değil,” diyor ve göç edilen ülkelerde karşılaşılan bürokrasinin, yabancılara yönelik önyargıların ve gündelik hayatın daha sınırlı olmasının, bu farkındalığı hızlandıran unsurlar arasında olduğunu söylüyor.

Her ne kadar bu konuda kapsamlı veri bulunmasa da Türkmen geri dönüş hikâyelerinin son dönemde özellikle sosyal medyada daha görünür hale geldiğini söylüyor.

“Bu gençler neden gitti, neden döndü, ne umdular, ne buldular… Bu soruların cevapları sistematik bir şekilde araştırılırsa, politika yapımında da önemli bir kaynak olabilir,” diyor Türkmen.

Pandemi döneminde yurt dışına gitmeye karar veren Begüm Galipoğlu’nun gitme sebebi “konfor alanından çıkmak” olmuş. Üç yıl boyunca Slovenya’da yaşayan Galipoğlu’na göre en zorlayıcı şey dil bilmemek ya da işin yoğunluğu değil, insanlar arasındaki mesafe.

“Evime sürekli arkadaşlarımı davet ediyordum” diye anlatıyor. “Ama hiçbir arkadaşım beni evine davet etmiyordu.”

Bu mesafe, gündelik hayatta da kendini hissettirmiş. Geçirdiği bir kazanın ardından yaşadığı yalnızlık hissini şöyle anlatıyor: “Kafama 9 dikiş atıldı. Kimse ‘iyi misin’ bile demedi.”

Türkiye’ye gelişini kesin bir karar olarak değil, bir deneme olarak kurgulayan Galipoğlu, Slovenya’daki düzenini tamamen bırakmadan İstanbul’a gelmiş. Ancak geldikten sonra ailesine, arkadaşlarına ve alışık olduğu gündelik hayata duyduğu özlem ağır basmış.

Türkiye’ye gelişini başlangıçta bir deneme olarak kurgulayan Begüm Galipoğlu, İstanbul’a geldikten sonra ailesine, arkadaşlarına ve alışık olduğu gündelik hayata duyduğu özlemin ağır bastığını söylüyor.
(Görsel: Envato Elements)

“15 yaşındayken gittiğim bir kafeye canım istediğinde tekrar gidebilmek bile bana iyi geldi” diyor. “Benim için geri dönüş, ekonomik değil, duygusal bir karar.”

Üç yılın ardından Türkiye’ye yeniden adapte olmak ise düşündüğünden daha kolay olmuş. Galipoğlu yurt dışı deneyimini bir kopuş değil, kendini daha iyi tanıdığı bir süreç olarak değerlendiriyor.

Bu süreçte en büyük değişimin dış koşullardan çok, bakış açısında gerçekleştiğini anlatıyor:

“Hayat hiçbir zaman siyah ya da beyaz değil” diyor. “Gri…”

Bu haberdeki bazı isimler kişilerin mahremiyetini korumak için değiştirilmiştir.

AUTHOR
Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *