Türkiye, son dönemlerde gençler tarafından işlenen bir dizi cinayet vakasıyla sarsılıyor. 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’nin Ocak 2025’te sokak ortasında bıçaklanması, 23 yaşındaki Hakan Çakır’ın Ağustos 2025’te 14 ve 17 yaşındaki iki gençle çıkan tartışma sırasında öldürülmesi ve 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın Ocak 2026’da 15 yaşındaki başka bir çocuk tarafından bıçaklanarak öldürülmesi, kamuoyunda büyük bir tepki yarattı.
Ülke son olarak da 15 Nisan’da 14 yaşındaki bir çocuğun Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu’ndaki silahlı saldırısıyla sarsıldı. Olayda saldırgan çocuk dahil 10 kişi hayatını kaybetti.

Ancak bu olayların yarattığı tartışmalarda, suça karışan çocukların sesi duyulmuyor. Inside Turkey’e konuşan 17 yaşındaki O.T. “suça karışan” çocuklardan biri, İstanbul’da uyuşturucu madde imal ve ticareti suçlamasıyla yargılanıyor.
“İlkokulu bitirdikten sonra okumadım. Çalışıp babama destek olmak istiyordum, biraz da zorundaydım” diyor Batman doğumlu O.T.
Memleketinde iş imkânlarının sınırlı olması, ücretlerin düşüklüğü ve sosyal hayatın darlığı, O. T.’yi 16 yaşındayken İstanbul’a gelmeye yönlendirmiş.
“Batman’da işsizlik çok fazla, gençler ve çocuklar çoğu zaman ağır şartlarda asgari ücretten daha az bir paraya çalışırlardı” diye anlatıyor.
“Asgari ücret alanlar şanslı olarak görülürdü. Biz de çoğu zaman iş bulamazdık, babam gündelik işler olursa yapardı, bazen mevsimlik işlere giderdik, ailece fındık toplardık…”
Ailesine karşı büyük mahcubiyet hissettiğini söyleyen O. T. “işsizlik ve asosyallik gençlik heyecanıyla bir araya gelince” hata yapma ihtimalinin arttığını ve Batman’da gençlerin vakit geçirebileceği alanlar olmadığını söylüyor.
Amacının ailesinin maddi koşullarını geliştirmek olduğunu savunan O. T., “Zaten bu yüzden de suça bulaştım” diyor. “Kardeşlerim okula rahat gitsin evde sıcak bir çorbamız olsun diye…”
O.T. okulu bıraktığı ve arkadaşlarıyla iletişimi kestiği için de üzgün.
“Kendimizi güvende hissediyorduk fakat desteklenmiş hissettiğimi söyleyemem” diye hatırlıyor okulu. “Hayata dair umutlu şeyler duymuyorduk. Öğretmenlerimiz bizi eğitime motive etmiyordu. Belki de bizde o ışığı görmedikleri için bu şekilde davranıyorlardı, onları da suçlamak istemem.”
Risk unsurları
Ağırlıklı olarak ceza hukuku ve infaz hukuku alanlarında çalışan avukat Barış Demirel, suça sürüklenen çocukların dosyalarında çoğunlukla “sosyal ve ekonomik açıdan dezavantajlı koşullarda büyüyen ve böyle mahallerden gelen gençlerle” karşılaştıklarını söylüyor.

(Kendi arşivi)
Demirel’e göre bu çocukların önemli bir kısmı eğitim hayatıyla bağını zayıflatmış ya da eğitimini yarıda bırakmış; ekonomik olarak zor koşullarda büyümüş, aile içi sorunların, mahallesel baskının ya da şiddetin daha görünür olduğu çevrelerde yetişmiş oluyor.
Suç örgütlerinin de bazı durumlarda çocukları kullanabildiğine dikkat çeken Demirel’e göre bunun ardında iki neden var: çocukların daha kolay yönlendirilebilmesi ve hukuki sorumluluk düzeyinin yetişkinlerden farklı olması.
Son dönemde daha çok gündeme gelse de çocukların karıştığı şiddet vakalarına dair son yıllarda belirgin bir artış olmadığını savunan Demirel, “Esasında şiddet içeren olaylarda çocukların daha görünür hale geldiğini söylemek daha doğru olur” diyor.
Türkiye’de son dönemde kamuoyundaki tartışmalar, gençlerin karıştığı özellikle ölümle sonuçlanan bıçaklı, silahlı saldırılar ve ağır şiddet vakaları etrafında yoğunlaşıyor. Bunun yanında, uyuşturucu kullanımı, sokak düzeyinde satış ve kuryelik gibi suçlar, çocukların suçla tanıştığı başlıca alanlar arasında gösteriliyor. Tüm şiddet vakaları doğrudan uyuşturucuyla bağlantılı olmasa da, Demirel uyuşturucu ticaretine bağlı borç, paylaşım ya da alan anlaşmazlıklarının zaman zaman şiddete dönüşebildiğine dikkat çekiyor. Ayrıca gasp, tehdit ve organize suç yapıları içinde yer alma gibi suç türleri de özellikle dezavantajlı kentsel bölgelerde daha görünür hale gelmiş durumda.
Çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı Prof. Dr. Şahika Gülen Şişmanlar, bu karmaşık sürecin tek bir nedene indirgenemeyeceğini vurguluyor.
“Çocukların suça karışmasında pek çok risk etkeninden söz edilir” diyor. “Bireysel özellikler, aile ilgili olumsuzluklar, eğitim ve iş hayatına dair riskler, çocuğun içinde yaşadığı topluluk ve toplumun özellikleri…”
Şişmanlar’a göre medyada şiddetin olumlu bir özellik olarak yansıtılması da çocuk ve gençleri farklı şekillerde etkileyebiliyor.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği üyesi psikiyatrist ve psikoterapist Ezgi Gevher Avcı, ise suça karışan çocuklara yönelik toplumsal önyargılar oluşmasına dair uyarıda bulunuyor.

(Kendi arşivi)
“Çocukların karşı karşıya olduğu derin yoksulluk, güvencesizlik, geleceksizlik, eğitimden kopuş ve kamusal destek mekanizmalarının yokluğu gibi sorunlar bu tabloyu doğrudan belirliyor” diyor Avcı.
“Şiddet çoğu zaman çocukların içinde yaşadığı toplumsal gerilimin bir yansımasıdır. Sahada sık gördüğümüz şey, ihmal ve yalnızlık duygusunun çocuklar üzerinde derin bir kırılganlık yaratması. Birçok çocuk güvenli bir yetişkin ilişkisine, kapsayıcı bir okul ortamına ya da kendini ifade edebileceği sosyal alanlara erişemiyor.”
Şişmanlar da, çocukların suça sürüklenmesini bireysel bir sorun gibi ele almanın eksik olduğunu vurgulayarak “Bu tür vakalar, eğitim ve sağlık sistemimizin riskleri fark etme ve önlemede açıkları olduğunu, çocuk koruma sistemimizin yeterince iyi işlemediğini söylüyor” diyor.
Suç ve ceza
Son zamanlarda toplumda yaygınlaşan tartışmalar, suça karışan çocuklara yönelik cezaların artırılması üzerine yoğumlaşıyor. Yasalara göre 12 yaş altındaki çocuklara ceza verilmiyor, 18 yaşın altındaki çocuklar da yetişkinlere göre daha hafif cezalar alıyorlar.
“Toplumun talebi duygusal olarak anlaşılabilir fakat bizler meseleye hem hukuki hem insani açıdan bakmak durumundayız” diyor Demirel ve devam ediyor:
“Araştırmalar da genellikle suçun önlenmesinde asıl etkili olanın erken müdahale, eğitim, sosyal destek ve rehabilitasyon programları olduğunu gösteriyor. Çocuklar söz konusu olduğunda cezalandırma yerine önleyici politikaların güçlendirilmesi, aile ve okul temelli destek mekanizmalarının kurulması çok daha kalıcı sonuçlar doğurabilir.

“Mevzuat açısından bakıldığında çocuk adalet sisteminin temel amacı koruyucu ve rehabilite edici bir yaklaşım benimsemektir. Ancak uygulamada zaman zaman sistemin cezalandırıcı yönünün daha ağır bastığını görüyoruz.”
Şişmanlar da çocukların ceza sorumluluğu tartışılırken gelişimsel gerçeklerin gözden kaçırılmaması gerektiğini vurguluyor. Çocuğun ceza alabilmesi için işlediği fiilin ahlaki ve hukuki sonuçlarını kavrayabilmesi ve hür iradesiyle hareket edebilmesi gerektiğini hatırlatıyor.
“Cezaları artırmanın ergenlerin suça yönelmesini ortadan kaldırmayacağını biliyoruz” diyor Şişmanlar ve bunun yerine ne gerektiğini de söylüyor: çocuk koruma sistemini güçlendirmek, önleyici çalışmaları artırmak, tedavi ve rehabilitasyon için etkin sistemler kurmak, bütün bunları bilimsel ve çok disiplinli bir temelde yürütmek.
“Suç davranışıyla karşımız gelen çocuk, aslında pek çok olumsuzluk ve risk içinde yaşamış fakat devletin o ana kadar bu olumsuzlukları ya fark etmede ya da çözmede yetersiz kaldığı çocuktur.”
Ezgi Gevher Avcı, cezaların artırılması tartışmasına sert yaklaşıyor. “Biz bu yaklaşımı samimiyetsiz bir popülizm olarak görüyoruz” diyor. “Cezayı artırmak kısa vadede bugün karşı karşıya olduğumuz kitlesel öfke ve histeri için bir tatmin duygusu yaratabilir. Ancak çocukları suça sürükleyen koşulları ortadan kaldırmaz.”
O.T. ise daha sert cezaların tek başına çözüm olmayacağını düşünüyor.
“Şu an hayattaki amacım ailemin daha iyi şartlarda yaşamasını sağlamak” diyor. Ona göre gençlerin suça yönelmesinin arkasındaki esas neden ekonomik.
“Benim çevremde suça karışanların çoğu işsizdi ya da çok zor şartlarda, zor ailelerle büyüdü” diyor. “Gençler emeğinin karşılığını alabileceği işler bulabilse, bu yola girmezdi.”
Aylin Kaplan