İstanbul’daki panelde, yükselen cinsiyetçi dezenformasyon ve medya sektöründeki ayrımcılığa karşı mücadele yolları ele alındı

İSTANBUL – Haber merkezleri ve medya anlatıları dünya genelinde hâlâ toplumsal cinsiyet önyargılarıyla şekilleniyor. Bu durum, kadın gazetecilerin kariyerlerini sürekli bir tanınma ve var olma mücadelesine dönüştürüyor. Sosyal medyanın yükselişiyle birlikte toplumsal cinsiyete dayalı dezenformasyonun hem yayılımı hem de çeşitliliği artıyor; bu da yalnızca gazetecilik alanındaki kadınlar için değil, tüm toplum için büyüyen bir tehdit oluşturuyor.

“Toplumsal Cinsiyet Temelli Dezenformasyon ve Gazetecilik” başlıklı etkileyici panelde, deneyimli gazeteci Banu Tuna’nın moderatörlüğünde sektörün önde gelen isimleri Daniella Peled, Ahu Özyurt, Güldenay Sonumut ve Burçin Gerçek bir araya geldi. Katılımcılar, haber merkezlerinde yaşanan ayrımcılıktan çevrimiçi tacize kadar uzanan kişisel deneyimlerini samimiyetle paylaşırken, cinsiyetçi dezenformasyona karşı sistemsel değişim ve dayanışma çağrısı yaptı.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) ev sahipliği yaptığı panelde ayrıca, Savaş ve Barış Muhabirliği Enstitüsü (IWPR) tarafından geliştirilen ve Hollanda Dışişleri Bakanlığı’nın desteğiyle Türkiye bağlamına yerel olarak uyarlanan Cinsiyetçi Dezenformasyon El Kitabı’nın tanıtımı da yapıldı.

Toplumsal Cinsiyete Dayalı Dezenformasyon Nedir?

Açılış konuşmasında Daniella Peled, toplumsal cinsiyet temelli dezenformasyonun kapsamına dair detaylı bir çerçeve sundu. İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelerin toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan haklarının ilerletilmesindeki kritik rolüne dikkat çekerek, bu tür anlaşmalardan çekilmenin kadınları daha da savunmasız bırakacağını vurguladı. Peled ayrıca Theresa May, Kamala Harris ve Angela Merkel gibi isimlerin liderlik pozisyonlarında bulunduklarını ancak görev süreleri boyunca toplumsal cinsiyet eşitliğini nadiren gündeme getirdiklerini de ekledi.

Yanlış Anlaşılmak ve Aşırı Görünürlük: Sahadaki Çifte Standartlar

Deneyimli gazeteci Ahu Özyurt, 1990’lardaki muhabirlik yıllarını anlatarak erkek gazetecilerin hatalarının tolere edilirken, kadın gazetecilerin ‘yetersiz’ hatta ‘beceriksiz’ olarak etiketlendiğini belirtti. Günümüzde dijital platformların bu yargıları daha da görünür hale getirdiğini ifade eden Özyurt, “Sosyal medya, hem halktan hem de sektör içinden gelen saldırılar için bir megafona dönüştü” dedi.

Güldenay Sonumut, haber merkezlerinde kadın gazetecilerin sürekli saçları, kıyafetleri ve makyajları üzerinden değerlendirildiğini, buna karşın erkek gazetecilerin bu tür yorumlara maruz kalmadığını anlattı. Kadınların savaş muhabirliği gibi alanlar için yoğun bir mücadele verdiğini belirten Sonumut, kadın savaş muhabirlerinin bugünkü yeri kazanmasında öncü rol oynadığını vurguladı.

Ulusal Kalıplar, Küresel Yansımalar: Siyasette ve Medyada Toplumsal Cinsiyet Anlatıları

Panelin ilerleyen bölümünde Burçin Gerçek, Ankara’daki bakanlık toplantılarından örnekler vererek kamusal kurumlarda kadınlara yönelik ayrımcılığın hâlâ sürdüğünü aktardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kadın gazeteciye söylediği “edepsiz kadın” ifadesini örnek gösteren Şahin, belediyelere bağlı kreşlerde LGBT+ eğitimi verildiğine dair asılsız iddiaların da toplumsal cinsiyet temelli dezenformasyonu nasıl beslediğini anlattı.

Uluslararası örnekler de panelde yer aldı. Daniella Peled, Moldova’dan Birleşik Krallık’a kadar dünyanın dört bir yanında toplumsal cinsiyet temelli dezenformasyonun mevcut olduğunu belirterek, İngiliz tabloidlerinin kadın siyasetçileri “Brexit mi LEGit mi?” gibi cinsiyetçi başlıklarla çerçevelediğini vurguladı.

Anlatıya Karşı Durmak: Direnç Araçları

Tartışmanın son kısmı çözüm yollarına ayrıldı. Güldenay Sonumut, kullanılan dilin ve görsellerin önemine dikkat çekerken; Daniella Peled hem diplomatik hem de kararlı iletişimin önemini vurguladı. Katılımcılar, İstanbul Sözleşmesi’nin yalnızca kadınlar için değil, toplumsal eşitliği sağlaması açısından erkekler için de hayati önemde olduğunu ifade etti. Oturum sonunda konuşmacılar, genç gazetecilerin bu konularda daha cesur ve kararlı olduklarını, ancak Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin bağımsızlıktan yoksun yapısının etkili denetimi engellediğini, bunun yerine doğrulama gazeteciliğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirttiler.

Panelin sonunda Banu Tuna, oturumu şu sözlerle özetledi:

“Bu meseleleri masaya yatırmak önemli; nihayetinde işimiz sabır ve inatla ilgili.”

Toplumsal Cinsiyet Temelli Dezenformasyon El Kitabı Hakkında

Kadınlara ve LGBTQ+’lara yönelik kısıtlamaların arttığı, ifade ve toplanma özgürlüğünün baskı altında olduğu bir dönemde yayımlanan bu el kitabı, son derece zamanlı bir müdahale niteliği taşıyor.

Toplumsal cinsiyete dayalı anlatıların nasıl manipüle edildiğini, bunun neden önemli olduğunu ve bu dezenformasyonla nasıl mücadele edilebileceğini ele alıyor. Temel kavramlardan vaka analizlerine kadar uzanan kapsamlı bir çerçeve sunarak, toplumsal cinsiyet temelli dezenformasyona dair yaygın yanlış anlamaları çürütüyor.

Aslen Moldova’daki gazeteciler için IWPR tarafından geliştirilen bu rehber, Nick Raistrick iş birliğiyle ve Inside Turkey ekibinin katkılarıyla Türkiye bağlamına uyarlandı. Türkiye’de gazetecilik, toplumsal cinsiyet ve dezenformasyonun kesişiminde uzman görüşlerine de yer veriyor.

Rehberden öne çıkanlar

“Dezenformasyon tutarsız ve kendi içinde çelişkili olduğu kadar sansasyonel haberleri de içerebilir, ancak özünde çoğunlukla toplumu karamsar ve güvensiz hale getirmeyi amaçlar.”

“Cinsiyetçi dezenformasyon için birçok farklı içerik kullanılabilir. Yalan haberler, Telegram ve X paylaşımları, “caps” görseller, espiriler ve TikTok videoları bu amaçla kullanılan birkaç içerik türü. Hükümet her zaman bu içerikleri üretmese dahi stratejik olarak yayabilir.”

“Cinsiyete dayalı şiddet vakaları hakkında yayılan yanlış bilgilerin bu vakaların toplum tarafından algılanmasında büyük bir etkisi olabiliyor. Cinsiyete dayalı şiddet hakkında yapılan kötü habercilik ya da bu haberleştirmeme tercihi şiddet mağdurlarının adalete ulaşmasının önünü kesebiliyor.”

“Cinsiyete dayalı şiddet vakalarında ‘kadın karşı koymadı ki’ savunması sıkça kullanılıyor. Ancak birçok vakada kadınların karşı koyamamasının sebebi tehdit altında hissetmeleri veya güvenliklerine, sosyal statülerine ya da hayatlarına dair endişe duymaları oluyor.”

“Toplumlar erkeklerin nasıl ‘adam olacağını’ her zaman düşünüyorlardı. Ancak internet çağında ortaya çıkan yeni ve karanlık bir ‘rol modeli’ türü, özgüvensiz genç erkekleri ve yetişkinleri hedef alarak kariyerlerini ekstrem kadın düşmanlığı üzerine kuruyor.”

“LGBTİ+’ların hak taleplerinin temel insan hakları talepleri olduğunu vurgulayın.”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *